yapı kredi yayınları’nın (yky), yapıtlarının yayın hakkını elinde
bulundurduğu şairlerin internet üzerinde şiirlerinin yer almasına
yasak getirmesini kamuoyuna duyurmamızla başlayan tartışma
umulmadık ölçüde büyüdü. yky’nin girişimini şiirin hayattan
koparılması ve kovulmasına yönelik adımlarından biri olarak
değerlendirerek ‘kamuoyuna’ başlıklı bir bildiriyi elektronik posta
olarak gönderdik:
“kamuoyuna!..
yapı kredi yayınları telif hakkı elinde bulunan şairlerin internet
üzerinde okunabilen şiirlerine 5 ocak 2007 tarihinden itibaren yayın
yasağı getirdi. özetle, okumak istediğiniz bir nâzım hikmet şiirini
internette artık okuyamayacaksınız. bu durumun internetin her
şeyden önce bilginin tekelleşmesine karşı bir olanak olmasını
savunanlar açısından kabul edilmeyeceği açıktır. öyleyse tepkisiz
kalmamak gerekir. örneğin şairler yapı kredi yayınlarının
çıkarmakta olduğu kitap-lık dergisine şiir vermeyerek bu yasağa
karşı bir boykot başlatabilirler. şiirseverler kitap-lık dergisini
almayarak bu boykota katılabilirler. başka nelerin yapılabileceği
üzerinde tartışılabilir...
ama asla tepkisiz kalmamak gerekir...”
medya, tarafların görüşlerini de alarak konuyu gündeme taşımakta
gecikmedi. ancak her zaman olduğu gibi haberi yansız verme, yargı
oluşturmayı kamuoyunun görüşüne bırakma ilkeleri hiçe sayıldı.
telif hakkı gerekçesiyle internette getirilen yasaktan sonra gerçek
anlamda mağdur olanları daha da mağdur eden, mağduriyete yol
açan kararı alanları da destekleyen bir görüş oluştu.
tartışma aslında medyadan önce, elektronik postalar aracılığıyla
mail gruplarında başladı. yky’nin yasaklama kararını destekleyen
görüşlerini belirtenler arasında kimler yoktu ki ve daha da tuhafı
birçoğu şairdi bu isimlerin.
uzun süre sağcılığını saklayarak sol kesim şairler arasında kendine
yer arayan, ancak birtakım yükseltmelerden sonra artık gerçek
kimliğini saklayamayanlar ‘atıl kurt’ komutu almışçasına yığdılar
kelimeleri mesajlarına. soldan gelen bir eleştiriyle karşılaştığında
benjamin’den, adorno’dan alıntılar yapan tüysüz akademisyenler de
vardı aralarında, ‘kâğıda dönün’ derken sesi yüzyılların gerisinden
gelen matbaa karşıtı seslerle özdeşleşenler de... ‘destekliyorum’
başlığıyla gönderdiği mailde kâğıda dönün çağrısını yapan
görüşlerin sahipleri, her yaprak kâğıt için kaç ağacın kesildiğini ve
bunun geleceği tartışmalı hale gelen dünya üzerindeki yaşama
etkilerini düşünmeye çağırarak yanıtlandı. yky’nin destekçilerinin
en önemli tezi, internet üzerinden şiire özgür, herhangi bir denetim
ve engellemeyle karşılaşmaksızın ulaşılmasını savunanların emek
hırsızlığıyla suçlanmasıydı. bu iddia, neresinden tutsan elinde
kalacak türden oysa. bir sermaye kurumu olan yapı kredi
yayınları’nın hakları yani sermaye, emek adına savunulmaya
çağrılıyordu. hırsızlık konusunda handiyse iki yüz elli yıl önce
proudhon “mülkiyet hırsızlıktır” diyerek söylenecek her şeyi
söylemişti oysa. ne ki hırsızlıkla mülk edinenlerin ‘hırsız var’ diye
feryat etmeleri kendilerini gizlemekten, ikiyüzlülükten başka bir şey
değil.
bozacının şahidi şıracı
şiirin internet sitelerinde yer almasına, yayımlanmasına, ücretsiz
paylaşıma açık kalmasına karşı çıkılırken öne sürülen emeğe
saygısızlık, hırsızlık, bedavacılık savları kabul edilebilir mi?..
sorunun yanıtından önce bir sanat ürünü olan şiirin meta sayılıp
sayılamayacağıyla ilgili bir not düşmek gerekiyor sanırım. ancak
daha önce bir anımsatma yapmak istiyorum. şilili şair neruda’nın
italya sürgünü sırasındaki yaşamından kesit sunan ve herkesin,
özellikle şairlerin habersiz olmadıklarını sandığım bir film
türkiye’de de gösterildi. ‘postacı’ adıyla çok sayıda izleyici toplayan
filmde geçen bir diyalogda, şiirin ihtiyacı olana ait olduğu dile
getiriliyordu. o görüşe kimse itiraz etmedi. ne demek şiirin ihtiyacı
olana ait olması, o zaman telif hakkı ne olacak diyen çıkmadı. bu
örnek nahif bulunabilir. ama, nahif olması gerçeği anlamamıza
engel değil.
sanat yapıtının (şiir diye okumaktan yanayım konumuz
bağlamından kopmamak için) yaratım sürecinde meta
sayılmayacağı belirtiliyor elektronik postalardan birinde. pazara
çıkınca meta niteliği kazanan şiir kirlenmiş, kaybetmiş olmuyor mu
diye düşünme gereği duyulmuyor fakat. bu görüşe göre, bir şair şiir
yazdığı sürece değil, ancak yapıtlarını yayımlayan yayıncıyı
zenginleştirdiği sürece önem kazanıyor. yapıtıyla kapitalistlerin
kasasını doldurmayan şairin şiirleri bir değer taşımıyor. iyi şiir-kötü
şiir ayrımı yapılırken de herhalde bu ölçüt kullanılıyor; yapıtların
yaratım sürecindeki değerine değil, pazardaki meta değerine
bakılıyor. akla, ister istemez şiir ödüllerinin seçici kurullarında bu
anlayışı taşıyanların niçin yer aldıkları ve kullandıkları oylar geliyor.
“kapitalist üretim, belirli tinsel üretim dallarına, örneğin sanata ve
şiire düşmandır” diyor marx. emek-sermaye çelişkisini ve
kapitalizmi marx’tan daha iyi anlayıp çözümlemiş başka bir düşünür
varsa ona kulak verebiliriz. kapitalizmin sanattan, konumuz
açısından da şiirden, kâr etmekten başka bir beklentisi olamaz.
nitekim deneyimler ve bu konuda çalışan düşünürler de bunu
söylüyor zaten. marx’ın şiire düşman dediği kapitalizmin nesi değişti
de bir kapitalist işletme olan yky’nin ya da benzer bir yayın
holdinginin, şiire katkıda bulunduğu iddiasıyla çıkarlarını
savunalım.
‘paylaşım’ kavramının yayın yasağını savunanların dilinde
‘bedavacılık’ kavramıyla yer değiştirmesine ise arkasındaki niyet
gizlenemediği için şaşırmamak gerekiyor. paylaşımın sosyal ve
bireysel katkılarını saymaya gerek var mı? tarihsel deneyim ve
birikim, ilgilenene istemeyeceği kadar kaynak sağlar bu konuda.
paylaşımın soyluluğu, bedavacılık gibi hiçbir tutarlılığı olmayan
amiyane bir yakıştırmayla küçük düşürülemez. paylaşmaktan
habersiz olanların aslında nâzım hikmet’ten de habersiz oldukları
ortaya çıkıyor. eğer öyle olmasa sığ sularda yüzerken batırdığı şairlik
gemisini kurtaramayacağını anlayınca yayın holdinglerinin
çıkarlarını savunan kâtipliğe soyunmadan önce nâzım hikmet’in
yıllar önce paylaşımı dile getirdiği şeyh bedreddin destanı’ndaki
dizeleri anımsarlardı:
hep bir ağızdan türkü söyleyip
hep beraber sulardan çekmek ağı,
demiri oya gibi işleyip hep beraber,
hep beraber sürebilmek toprağı,
ballı incirleri hep beraber yiyebilmek,
yarin yanağından gayri her şeyde
her yerde
hep beraber!
diyebilmek
için
on binler verdi sekiz binini..
nâzım hikmet’in şiirleri de dahil, telif yasası gerekçe gösterilerek
paylaşımın engellenmesini savunanların, bu şiirde dile getirilen on
binlerin sekiz binini niçin kaybettikleri sorusunu kendilerine bir kez
daha sorup yanıtı yüksek sesle vermeliler bence...
tartışmaya katılıp da gerek medyada, gerekse internette mail yoluyla
görüşlerini açıklayanların içinde yky’nin yasaklama kararına kayıtsız
koşulsuz destek sunanların kimler olduklarını görünce ister istemez
bozacıya şahitlik yapan şıracılar geliyor hatıra... şiirin yayını,
dağıtımı, okurların paylaşımı için her kanalda ücretlendirilmesinin
niçin vazgeçilmez bir koşul olduğunu da sormak gerekiyor. şair,
sistemin bütün verilerini olduğu gibi kabul ederek şair kalabilir mi?
“toplumsal anlaşmayı reddetmek; şairin özelliği ve büyüklüğü
buradan gelir” görüşü yalnızca on dokuzuncu yüzyılın
düşünürlerinden theophile gautier ve bazı parnasçıların değil, genel
olarak “sanat sanat içindir” diyen kuramcıların bile ortak
düşüncesiydi. sistemle, ki bu ister kullanılan dilin sistemi olsun,
isterse kurulu düzen olsun, çatışmayan bir şairin şiiri, samimiyet
ölçüleriyle değerlendirildiğinde çıkacak sonucu tahmin etmek zor
değil. oysa yasağı savunanlar, şairler de dahil, herkesi açıkça sisteme
boyun eğmeye çağırmakta. ahmet hamdi tanpınar’ın ya hiç
okunmayan ya da üstünkörü okunup geçilen en önemli
yapıtlarından biri olan ‘edebiyat üzerine makaleler’de (1. baskı s. 11)
dile getirdiği gibi şairin kapı kapı dolaşıp “efendim size nasıl yararlı
olabilirim” demesini önermekteler. gönüllü olarak düştükleri
kapitalizmin savunuculuğu çukurunda kalmak isteyenlere ne
denebilir? ancak bilmeliler ki başkalarının da aklını çelerek o çukura
çekmeleri sandıkları kadar kolay değil...
yukarıda da değinildiği gibi telif hakkı gerekçesiyle, yasaların gereği
olarak savunulan şiirin özgürce paylaşımının engellenmesini
savunan görüş, değişik araçlar kullanılarak kamuoyuna sunuldu.
gösterilen gerekçelerden biri de şiirin internet ortamında izinsiz
paylaşımından dolayı yapıtların özgünlüğünün bozulduğu, tahrif
edildiği yönünde. yky yayın yönetmeni raşit çavaş yaptığı
açıklamada “izinsiz kullanımlarda şiirlerin yanlış, anlamsız ve
zaman zaman da keyfe göre değiştirilerek şairleri mezarlarında
döndürecek hatalarla sitelerde yayımlandığı da herkesin bildiği bir
vakıadır” diyor. ancak bir tek örnek bile göstermiyor. kaldı ki
internet sitelerinin izinli ve telif ödeyerek aldıkları şiirlerde şikâyet
konusu olan yanlışları yapmayacaklarını nasıl garanti edebiliyor...
bir başka gerekçe ‘ünlü şairlerin, adı sanı bilinmeyen isimlerle yan
yana şiir sitelerinde yer almaları’. buradan çıkan sonuç açık.
internette özgür paylaşıma açık şiirlerin yayını engellenerek izin ve
ücretlendirilmesi koşulu getirilmesi halinde tahrifatın önüne
geçilebileceği görüşünü kabul etmemiz isteniyor. olabilir mi,
dergilerde şiirler tahrif edilmiyor mu? kitaplarda şiirler yanlış
basılmıyor mu? ayrıca telif ücreti verilerek basılan ünlü şairlerin
kitapları, bırakın satın almayı, kitap diyerek ele alınmayacak kimi
matbuatın yanında yer almıyor mu? kitapçıların çoğu kitaba
domates, patlıcan muamelesi yapmıyor mu? hele şiir kitaplarına...
kitapçılarda telifi ödenmiş şiir kitaplarının itibarı, çok satan diğer
kitapların yanında internette olduğundan daha mı fazla? internet
sitelerinde şiirlerin yanında yer alan reklamlara yönelik eleştirilere
katılıyorum. ancak örneğin kitap-lık dergisinin arka sayfası, iç
kapak, onu da geçin derginin ortasında yer alan araba, akaryakıt,
tüpgaz reklamları yok mu? öyleyse aynı eleştirilerden kitap-lık
dergisi niçin muaf tutuluyor.
soruları çoğaltmak olası, ama bu kadarının da meramımızı dile
getirdiği kanısındayım. şiir paylaşılarak değil, meta olarak pazarda
dolaştırılarak tüketilir. çünkü şiirin pazara çıkarılması onun tüketim
nesnesine indirgenmesidir. bu dayatmaya boyun eğmeyeceğimiz
olanakları sağlayan kanalları niçin terk edelim?
şiir taban fiyatı açıklansın
şiirin, yaratım süreci tamamlandıktan sonra aslında şairini zaten
terk ettiği, artık okurunun ilgisi ve görgüsüyle varlığını sürdüreceği
bilgisi yeni bir şey değildir. şairin bunun bilincinde olmadığını öne
sürmekse, ancak düşüncesizlikle açıklanabilir. ben bu konuda daha
da ileri giderek şair mükemmel olarak görülen şiirinde bile en fazla
yarısını yazdığı, diğer yarısının okurun bilincinde yazıldığı,
tamamlandığı görüşündeyim. okurunu yapıtına katmayan şairin
aslında şiirinin çoğalmasını engellediği gibi içten içe yaşadığı bir
korkudan, özgürlük korkusundan kaynaklandığını da söyleyebiliriz.
ayrıca hangi şair, şiirin oluşumu sırasında bir yandan alacağı telifi
hesaplarken bir yandan da imgelerini, dizelerini çatmaktadır. “sahici
amaçlar ancak amaçlılığı bir yana bırakmakla gerçekleşebilir” diyor
adorno, minima moralia adlı yapıtında.
şair için şiire itibar kazandıracak, yapıtının tinsel hakkını verecek,
değerini takdir edecek okurlar olabilir. valéry, şairin şiirden
doğduğunu söylüyor. dilini paylaşan bir okurla karşılaşan şairin
göreceği iltifattan başka beklentisi yoktur. bir tek şiiri bile ezberinde
olan bir okuruyla karşılaştığında bütün şiirlerini bağışlamaya hazır
olmayan şair var mıdır. bu savı günümüzün ünlüleri de dahil bütün
şairler için geçersiz kılacak örneği olan var mıdır? samimi bir
yanıtın ne yönde olacağını tahmin etmek elbette zor değil.
şairin bir ‘at’a krallığını sunacak tacı yoktur. ama şairin, düşüncesi
şiirinin diliyle yeşermiş, yapıtlarının değerini bilen, paylaşan bir
okurla karşılaştığında duyumsadıklarının bedeli de başka hiçbir
şeyle ölçülemez.
faşizmin bir tek yüzü yok. kendisini nerde, nasıl göstereceğini
kestirmek her zaman kolay olmuyor. aslında ortaya çıktı ki solun
kavramlarını kullanarak (sık sık vurgulanan emeğe saygı, sömürü,
yağma gibi) serbest piyasanın değerlerini savunan görüş
sahiplerinin niyeti başka. söz konusu olan telif hakkı öne sürülerek
emeğin korunması değil. bu, ideolojik bir savaştır. (konumuz
bağlamında) şiirin özgürlüğü için tavır alanlarla şiiri pazar yoluyla
tüketim nesnesine dönüştürerek ondan rant sağlamak isteyen
anlayış arasında açılmıştır. ancak yeni olmayan bir savaştır. şiirin
özgürce kapitalist pazar sisteminin kurallarına teslim olmadan
paylaşılmasını savunanlar barbarlıkla suçlanıyor.
barbar kimdir? dünyanın bütün kaynaklarını kurutacak ölçüde
yağmalayıp insanlığı hızla felakete sürükleyen kapitalist sistemin
sorumluları ve savunucuları mı? yoksa özgür, eşit ve insanca
yaşanabilir bir dünyanın mümkün olduğunu savunanlar ve bu talebi
gerçekleştirirken şiiri araç değil, amaç yapanlar mı?
“biz yüzümüzü görünmek için gizledik” cümlesinde olduğu gibi her
konuşması bir şiir kadar etkili subcomandante marcos mu barbar,
zorla işgal ettiği ırak’ta 2003 yılından bu yana yaklaşık 655 bin sivil
ölümünün sorumluluğunu taşıyan amerika ve kapitalist sistem mi?
batılı insan hakları örgütleri bu rakamı 42 bin ile 47 bin arasındaki
verirken, pek çok can kaybının rapor edilmediğine dikkat çekildiğini
de anımsatalım. ırak’ın amerika tarafından işgalini haklı görenlerle
internette şiirin dolaşımının engellenmesini isteyenler ve onları
destekleyenler arasında ben bir fark göremiyorum. dünyayı anlamak
ve bırakın değiştirmeyi, yorumlamak için bile gerekli olan
düşünceye sahip herkes yasaklamanın sonucunu kestirebilir.
prometeus’u bağlayan zincirleri çözemez belki, ama bilince takılan
kelepçeyi çıkarabilir şiir.
ancak özgürlükçü ve paylaşımcı bir anlayışla neofaşist görüş ve
düşüncedekilerin kapitalizmin borazanlığına soyunduğu pazara ve
onun yasalarına teslim olmaksızın bilinçlere takılan kelepçeleri
çıkarmaya talip olabilir şair ve şiir...
“ekmeğinizi kaleminizden çıkarmak istiyorsanız gazetecilik, tiyatro
yazarlığı yapın” diyor, hem de bir romancı olan gustave flaubert ve
ekliyor: “beş frankla bir fikir arasındaki bağı anlayamıyorum. sanatı
sanatın kendisi için sevmek gerekiyor. yoksa en sıradan bir uğraş
bile daha iyidir.”
şiirin telif hakkı gerekçe gösterilerek internet ortamındaki varlığına
ve dolaşımına yönelik engelleyici girişimde bulunan yky kısa bir süre
sonra ikinci bir açıklama yaparak kimi koşullar getirdi ve tavrını
kısmen değiştirdi. ancak yky’nin yasakçı kararıyla başlayan
tartışmayı bitirmeye ve büyük ölçüde yayıncılık itibarını kurtarmaya
yönelik bir piyasa çalışması olarak görünen bu tutum da tatmin edici
olmaktan uzak. ayrıca yky’nin ikinci açıklaması da dayattığı koşullar
nedeniyle bir başka tartışmayı gündeme getirecek gibi görünüyor.
hangi biçimde olursa olsun şiirin, dayatmalarla, telif hakkı ve
yasalar gerekçe gösterilerek özgürce dolaşımının, paylaşımının
önüne geçilmek, engellenmek istenmesi reddedilmeli.
şiirin fiyatı yoktur. şiire pazar sistemi içerisinde ve pazar ölçütleriyle
fiyat biçmekte ısrar edeceklerden bir tek şey istenebilir. artık her ay
mı olur, altı ayda bir mi, yoksa yılda bir mi olur, onu da
kararlaştırarak oluşturulacak bir komisyon, düzenli aralıklarla
toplanıp şiir taban fiyatı belirlesin ve kamuoyuna açıklasın...
madem öyle, şair de şiirini kaça satacağını bilir daha ilk dizeyi
yazarken... marketten alışveriş yaparken nakitti, kredi kartıydı
uğraşmaz, son şiirini uzatır kasiyere. fazla gelirse üstünü de nasıl
alacağını, yazarlar sendikasıyla yayıncılar birliği bir teklif
hazırlayarak belirleyebilir... değil mi ki ikisinin de başkanlığını
şairler yapmakta...